11 Şubat 2026 Çarşamba

Konsere Dokunan Kanserli Hücreler

   İstanbul'da gerçekleşecek olan Behemoth ve Slaughter to Prevail konserini iptal-gasp (gasp da bu arada bir devlet geleneğine dönüştü) eden kaymakamlığın kullandığı “toplumun değerlerine uymuyor-bağdaşmıyor” ifadeleri doğru. Çürümüş, âvam, biatçı toplumun değerleri kadar iğrenç değil çünkü bu organizasyonlar. Hatta toplumun değerleri yanında fazla entelektüel ve çağdaş kalır. "Masum kalır" dememe ise gerek yok herhalde?

  Yobaz-gerici kişilerin istekleri bahane edilerek konser iptal etmek nedir! (Soru işareti yok; ünlem var) Hangi yobaz Behemoth'tan, Slaughter to Prevail'den bir haber? Bu grupların isimlerinin telaffuzunu geç; söylemeye üşenecek kadar aciz ve cahil bir kitleden bahsediyoruz nitekim. Bu kadar evrimleşememiş-evrimleşmemiş insanların lafları ve istekleri mi kâle alınıyor yani. (Soru işareti yok nokta var bu sefer-de)

  Durum böyle “Yeni (Yobaz) Türkiye"de ama. Konsere dokunacak kanserli hücreleri bu mevcut kültür yarattı. Ve artık metastaz. 

  Önemli olan toplumun ortak kültürü değil bireylerin şahsi kültürüdür muâsır toplumlarda. Şahsi kültürlere saygı göstermeyen hatta saldıran, kendi girdikleri boyundurluklara, kültür diye kandıkları zırvalıklara saygı beklemesin. Bu insanın doğasında vardır. Etki-tepki. 

  Madem faşizan bir ortam içindeyiz, son sürat lanet şeriat kanunları provaları yapılıyor, herkes götünden toplumsal değer yaratıyor-dayatıyor-, o halde Mustafa Ceceli ve Sinan Akçıl konserleri de yasaklansın. Yalaka olmak, göt yalayıcı olmak “toplumsal değer” mi? 

  Ayrıca her şey toplumsal değere uygun mu olmak zorunda. (Yine soru işareti yok pek tabii). Bu yasaklanan gruplar death metal, black metal yapıyor. Bu türler toplumsal değerlere, normlara, dayatmalara karşı olunduğu için yapılır zaten. Sanat uyumlu değil, uyumsuzdur ve medeniyetler uyum göstererek inşaa edilmez. 

2 Ocak 2026 Cuma

2025 Berbat Bir Yıl(dı)

 

2025 çok boktan bir sene
2025, eli silah tutanların serbest -sokaklarda rahatça gezdiği-; eli pankart tutanların ise tutuklu ve yargılandığı bir sene
Bu hep böyleydi ama bu ülkede
Düzgün ve mütevazi yaşayanlar her zaman ezildi; terbiyesiz, rahatsızlık veren, hukuksuzluk yapan, kısaca olumsuzluk saçan herkes hep el üstünde tutuldu, tutulmuş
Buranın kültürü bu
Ortadoğu
Bizim gibilere yer yok bu topraklarda
Daha kötüsünü bildiğimiz için bazı normal anları iyi zannederiz sadece



2025 berbat bir yıl(dı)
Onurlu olanlar çoktan yıldı
Bilboardlar siyasal İslamcılar tarafından gasp edildi
Bir geleneği sürdürdüler aslına bakarsak
“Bir daha asla” dedirtecek durumun içerisindeyiz
Hastalıklardan iğrenmesek, evrimin şu anki sürecine gelemezdik

 


2025 berbat bir yıl(dı)
Sahur sonrası içilmiş sigara gibi kokan
Salata ile karışmış
Ses çıkarmayı başkalarından bekleyen sessizlerin sessizliği kokan
 


Bir şeyin bokunu çıkarma sırası BubbleTea'deydi 2025’te
Çok iyi dans eden şişkoya daha da şaşıracak kadar aptallaştı insanlar zaten aptalken
Kendini satmışlara “akıllı” dendi
Cuma ve Cumartesi akşamlarının tadı zaten kaçıktı
2025’te de devam edecekti bu kaçıklık
 


Suyu ısındı bazı insanların 2025’te
Akılları anca başlarına vardı
Ama yine de azınlıklardı
Benim suyum ise hep kaynayık
Üstünüze dökülecek
Ilımanlık iklim dışı
 


İroni yıkıldı
Kalmadı
Gelecekte çocuklarınız-torunlarınız yüzünüze tükürecek “tüm bu olanlara nasıl izin verdiniz” diye
Tıpkı benim şimdi yaptığım gibi
2025'in berbatlığına orta parmak çektiğim gibi
 


Sanki Türkiye, Mor ve Ötesi devamlı şarkı yapsın gibi 2025’te
Özlüyorum Sagopa Kajmer'in diktatör eli tutmadığı dönemleri
Önce delirtin
Sonra “Deli” deyin, “delilik” gibi bir şeyin olmadığından bihaber
 


Yargılayanlar, yargılanacaklarını bildiklerinden daha da çok yargıladılar, yargılanmaması gerekenleri
Herkesin sözde laik ve Atatürkçü olduğu daha da belirginleşti 2025'te
“Ses çıkarmaz isem başım yanmaz” diyenler, gelecekte başlarının yanacaklarını tahmin edemedi, tıpkı daha önceki ses çıkarmayanlar gibi
Suçsuz olanlar, suçsuz oldukları için suçlu atfedildi
 


Günümüzde -yani 2025’te- yaşasaydı Atatürk; ona bile “sen mi kurtaracaksın memleketi, sana mı kaldı” derlerdi, kurtardıkları
Rezil bir hayat yaşar iken
Rezil olmuş iken
 


Ben yeterli ve etkili bir şeyler yapamadığım için rahatsız olurken, birçok kişi körlüğünü dahi kabul etmedi 2025’te
İnsanlardan tiksinmemi tasdikledi 2025
 


Çözüm çok basitti ve uygulanmadı 2025’te
Onun yerine mal mal susmayı tercih etti çoğunluk
Sorsan hepsi yakınır, hiçbiri mutlu ve memnun değildi ama
Bu suskunlar ve tepkisizler, bu rezil dönemi yaratanlar esasen
 


2025 berbat bir yıl(dı)
Cahille sohbeti kessek de cahil bize bulaşmaya devam etti
Susarsam sistem bize dokunmaz yanılgısı içerisinde olanlar belirginleşti
Sistemin kendilerine çoktan dokunduğundan bi haberlerdi
Sıralarını beklesinlerdi o halde
 


Sözlerin doğruluğu, açılan soruşturmalardan teyit edilebilirdi 2025'te
Faşizm 1.a tablosunu ezberledik öyle bir niyetimiz yokken
Hadsizler, yetkinlerin ayağına dolanmaya devam etti
 


Defolu(p) gitmeyenler def edilmediği için yandı her yer ve insanlar
Herkes kendi kapısının önünde dirense ülke temiz kalırdı
Aydın bile yobaz oldu
 


2025 berbat bir yıldı
İstenmeyenler kendini dayattı
Rejimin kendisinden çok etliye-sütlüye bulaşmayayım diye takılanlar kanser etti
Depremler sallasa da halk depremleri sallamadı, palalılar ve paralı rejim askerleri öğrencileri öldürme teşebbüsünde bulunurken
 


2025 berbat bir yıldı
Gelecekte kendi haklarında oluşturulacak iddianamelerin ufak bir kısmını kendi elemanlarına yazdırdı rejim
İçerikteki isimleri değiştirerek

7 Ekim 2025 Salı

Fasa Fiso Bakanlığı

   Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı diye bir bakanlığın olması (özellikle “Aile” kısmının) abes bir durumdur tamamen. Aile ve devlet işleri birbirinden ayrılmalıdır tıpkı din ve devlet işlerinin laiklikle birbirinden ayrıldığı gibi (gerçi o da sözde ayrı hatta Diyanet İşleri Bakanlığı'nın da olması abes bir durumdur). Çünkü bu bakanlık artık öyle rezil bir hâle geldi ki yakında telefonlara “İkinci bir emre kadar Mustafa Ceceli ve Sinan Akçıl dışında müzik dinlemek yasaklanmıştır” diye mesaj gelse şaşırmayacağım ama küfredeceğim zaten şimdi ve de geniş zamanlarda ettiğim gibi. 

  Aslında kapatılması gereken bu bakanlığın ismi -madem kapatılmıyor- “İşsizlikten ve Yobazlıktan İş Üretme Bakanlığı” veya “Lan Yürü Git İşine Bak Bakanlığı” ya da “Bizim Kafadakilere Devlette Yer Bulma ve İş Edindirme Bakanlığı” olarak değiştirilmeli. Böylelikle mecaz anlamlar esas anlamını da bulur. 

15 Ağustos 2025 Cuma

Kendini Kurtarmış Çocuklar

   “Kendini kurtarmış, kendini kurtarmış...”

    İyi(!) bir meslek sahibi olan herkes için bu söyleniyor.

   Aslında kimsenin kendini kurtardığı falan yok bu ülkede. Bir birey aklına gelen bir şeyi rahatlıkla söyleyemiyorsa bu hayatta yenik düşmüş demektir. İstediğiniz kadar paranız olsun; özgürlük olmadı mı bir zavallısınız.

  


   Aslında direndiğimiz şey (2025 senesi ile hâlâ da devam etmekte olan) sadece bir diktatoryal rejim değil; koca bir kültür. 

   Bize parmak sallayanlar her yerde. Hükümette diktatör, evde anne-baba, okulda öğretmen, iş yerinde müdür-patron...


   Bu “kendini kurtarmış çocuklar”ın geçmişi çok eskiye dayanıyor.

   Hatırlarsınız, sokakta, sosyal medyada, televizyonda ve birçok yerde bir şeyler satarak kazanç sağlayan çocuklar hep pohpohlandı, “vay be daha şimdiden ekmeğini taştan çıkarıyor” dendi, yaptıkları aldatmacalar “akıllılık, zekilik, iş bilme” olarak görüldü. Ama hiçbir zaman düşünce üreten, farklı düşünen, icatlarda bulunan çocukların pohponlanıp el üstünde tutulduğunu, övgüler dizildiğini göremezsiniz. İşte, başarıyı, saygınlığı ve zekayı sadece para kazancına indirgemek, değeri sadece para ile ölçmek bugünkü sorunlarında kaynağı oldu ve geleceğin de sorunu olacak çünkü bu davranış-algılayış-yaşayış biçimi, mevcut kültür oldu.

  İşte, o zeki(!) çocuklar şimdi kendini kurtarmışlığa tarif etti. Diğer düşünen, kitap okuyan, farklı çocuklar ise para kazanamadıysa eğer; aşağılamaya, ötekileştirilmeye, değersizleştirmeye terk edildi kültür tarafından.

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Kutsal İncirin Tohumu


  Türkiye'deki haksızlığa, hukuksuzluğa, haklarını arayanların karşılaştığı faşizanlığa, polis şiddetine, kadının toplumdaki yerine, medyanın yalanlarına, çürüyen aile olgusuna, “bana bir şey olmaz” diyenlerin, rezil sisteme hizmet edenlerin, kariyer balonuyla kandırılanların ve ses çıkarmayanların da tehdit altında olup güvensiz hissetmelerine İran'dan bir izdüşümle bakılacak film veya kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
 

29 Temmuz 2025 Salı

Conclave


 Dünyada barış, huzur, hoşgörü, adalet v.b. kavramların gerçekleşebilmesi için” Vahşi Muhafazakarlık”ın kırılması gerektiğine, batı muhafazakarlığının merkezinden değinen film.

28 Temmuz 2025 Pazartesi

Propaganda


   Günümüz Türkiye'sinde de popüler olan “emir kulu” ve “biatçılık” kavramlarının nasıl vicdan zedelediğini, devletin doğru diye dayattığı şeylerin yanlış olabileceğini (dayatma varsa zaten... yani...!) gösteren film. Ama çeken yönetmenin de günümüzde emir kulluğu ve biatçılık oynadığı, geçmişte devlet erki eleştirisi yaparken şimdi ise devlet erki yancısı olduğu da bir gerçektir.