23 Ekim 2026 Cuma

The Wizard Of The Kremlin

 



 Diktatoryal rejimlerim yapısını-işleyişini anlamak için -özellikle de Türkiye'de- herkesin kitabını okuması veya filmini izlemesi gereken iki eser veyahut "kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla".

18 Ekim 2026 Pazar

Sesli ve Sessiz Halklar

 Onurlu-erdemli halklar haksızlıklara, hukuksuzluklara, yanlışlara, diktalara karşı eylem yapar, protestoda bulunur ve direnir. Demokrasi seçimden ibaret değildir. Avrupa'daki eylemler oturmuş ve sağlam bir demokrasinin göstergesidir. Demokrasi geleneğinden nasibini almamış insanlar ise Avrupa'daki ve dünyanın diğer yerlerindeki görüntüleri "şiddet ve vandalizm" olarak nitelendirecek kadar zavallı ve cahildir.

  Türkiye'de faşizan rejim halka ve gençlere zulüm ederken ise kimsenin sesi çıkmıyor veya protestoda bulunmuyor oluşu da tez konusu olur nitelikte ayrıca.

  Direnen ve hakkını almak için öfkesini gösteren insanlardan korkmayın; tam tersine susan, aman ağzımızın tadı kaçmasıncı, orta yolcu, sinsi ve sindirilmiş insanlardan korkun. İşte onlardan her türlü zarar gelir.

3 Ekim 2026 Cumartesi

Duyarlı Gözükmek ve Duyarlı Olmak Arasındaki Fark

 İnsanlar, kendilerine uzak coğrafyalarda yaşanan, direkt etkide bulunamayacağı haksızlıklara, hukuksuzluklara, acılara kolayca ses çıkartabiliyor ve böylelikle "duyarlı" gözükebiliyor-duyarlı olabiliyor. Çünkü uzak çıkarttığı sesin, kendi başına, uzaklıktan dolayı bela olmayacağını, yakarışının kendisini zora sokmayacağını biliyor. 

  Önemli olan yanıbaşımızdaki ve direkt etkide bulunabileceğimiz sorunlara, haksızlıklara, hukuksuzluklara ses çıkartabilmek. Önemli olan "duyarlı" gözükmek değil; duyarlı olmaktır. Bakınız mesela: Türkler'in kendi ülkesi berbat bir hâl almışken, yaşamsal hakları ve özgürlükleri gasp edilmişken öncelik Filistin meselesiymiş gibi davranmaları.

  Batılı toplumlardaki insanların Filistin-Gazze meselesini sahiplenmeleri ve oradaki vahşeti eleştirmeleri kadar doğal bir şey olamaz çünkü onlar kendi ülkelerindeki demokrasilerini güçlendirmiş ve her türlü sorunları halletme yönünde iradeler göstermişlerdir. Bu yüzden dünyanın diğer kısmıyla ilgili sorunlara da artık yönelebilirler.

 Kendi ülkesinden önce Gazze'yi önemseyenler; gün gelir Gazze'dekilerden beter duruma düşer, bazı şeyleri daha iyi ve düzeltilir kılma fırsatlarını kullanmadıkları için. Yani #FreePalestine yazmak-söylemek yerine #FreeTurkey yazmak-söylemek daha mühimdir.



10 Eylül 2026 Perşembe

Hayata Salça Kültürü

  İnsanların kılığına-kıyafetine-yaşamına bu kadar faşizanca karışılan bir dönemde Ersin Düzen ve Uğur Karakullukçu'nun yayına şortla çıkması büyütülmemeli -ki zaten kime ne- -ki zaten büyütülmemeli-. "Ayrıca her şeyin bir yeri var" diyen boomerlar (hiç de sevmem bu yeni nesil tanımlamayı ama yine de en uygun tâbir bu şu anlık, mevcut duruma) aslında âdap çerçevesinde konuşsa da baskıcı iklime hizmet ettiklerinin farkına da varmalı. Ki ayrıca âdap dayatılan bir şey değildir. Yani yine âdapsız bir durum yaratıyor bu tarz söylemlere sahip olanlar. Kısaca siz de gericisiniz" demek yanlış olmaz aslında bu tarz söylemlere sahip insanlara.

 İnsanlar boomer olabilir ama özgürlüklerin kısıtlanıp, gasp edildiği günümüz Türkiye'sinde iyi niyetli olsalar bile boomerca cümleler kurmak sadece gerici ve özgürlük kısıtlamaya meraklı sisteme ve sistem yürütücü-dizayn edici gericilere destek vermek demektir dolaylı yoldan. Bu yüzden günümüzde bir çok kişi modern, muhalif, rejim karşıtı gözükse bile bu söylemleri yüzünden maşa pozisyonuna düşmekte ve gözükmektedir.

   Bu olay şunu da gösteriyor ki:

  Sadece sistemlerin ve yönetimlerin değişmesi değil; kültürün de değişmesi gereklidir özgürlükçü bir yaşam için.

  

Suskunlar 2.0 veyahut Korkaklar 3.5

   "Ben siyaset konuşmuyorum, siyasetle ilgilenmiyorum" deyip sanki kendi prensipleri böyleymiş gibi davranan ama aslında götü korktuğu için siyasi konulardan bahsetmeyen insanlar çoğaldı. Sanki "korktuğum için konuşmuyorum, hapse girmek istemiyorum" deseler dalga geçicez, ayıplayacağız, "Eeee! Korkak!" diyeceğiz. İşte bu durumun kendisi yeterince siyasi zaten. Siyaset, sosyoloji; coğrafya; matematik; psikoloji v.b. -aslında herşey ile- ilgili-bağıntılı bir kavramdır. Sadece siyasi partiler ve ideolojiler çerçevesinde konuşmak siyeset değildir tek başına yani. Ama günümüzde bu çerçeve içerisinde sıkışık düşünür insanlar-güruhlar. Siyaset kimsenin tekelinde değildir oysaki. Ne kadar "siyeset konuşmuyorum ben; siyasetle ilgilenmiyorum; siyaset, siyasetçilerin işidir" gibi cümleler kurulsa da herkes dolaylı veya doğrudan siyeset konuşur aslında. 

14 Ağustos 2026 Cuma

Kitabın Ortası

  Klipten, sözden bir sanatçıya soruşturma açmak nedir pezevenkler! Mabel Matiz'in kliplerini ve sözlerini müstehcen bulmanız çok komik. Dedeniz, babanız ve kendiniz köyde eşek siken insanlarsınız. Müstehcenlik olgusuna mı duyarlılığınız var!? Müstehcenlik bir tercihdir de ayrıca. Karışamazsınız.

   Kanunu manunu bahane ediyor bir de bu yobazlar. "Biz kendimiz gibi olmayana düşmanız, homofobiğiz, yobazız, gericiyiz, özgürlük karşıtıyız" diyemiyorlar açıkça bu korkaklar. Böyle yaparak nefret suçu işlemekten kaçındıklarını zannediyor bu zavallı gericiler. Ama kaçamazsınız. Mabel'e ve diğer birçok sanatçıya yaptıklarınız nefret suçudur. Bu savaşın sonunda siz yargılanacaksınız.

28 Temmuz 2026 Salı

8-ban deguchi (Exit 8)

  Modern insanın, sistem ve kendi içinde dönüp durduğu (hapsolduğu) girdabı anlatarak, yeni nesil bir Dönüşüm (Kafka) olan film.




19 Temmuz 2026 Pazar

Enkaz

   1999 başta olmak üzere Türkiye'deki büyük depremlerde sadece kendi kurduğu kurtarma ekibini organize etmekle kalmayıp, canı pahasına enkaz altına girip insanları kendi bedeniyle kurtaran Nasuh Mahruki şimdi de faşizan bir terör örgütünün yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel ve daha birçok enkazın altına giriyor insanları kurtarmak için fikirleri, duruşu, söylemleri ve pek tabii ki yine bedeniyle.

18 Haziran 2026 Perşembe

Dünya Kupası ve Millî Takım

 

  Türkiye'de bunca haksızlık, hukuksuzluk, hak ve özgürlük gaspı, cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs varken futbolun afyonlu etkisi gündemi değiştirsin istemem. Bu yüzden Türkiye'nin milli futbol takımı çok da yükselmemeli 2026 FİFA Dünya Kupası'nda, yoksa gündem değiştirmeye fırsat çıkar medyada. Diktatoryal rejim bunu hemen kullanır tıpkı milli takım için hazırladığı uçaklı-sihalı-silahlı -kısaca savaş aparatlı- iğrenç reklam filminde olduğu gibi.

  Oyuncu grubu da zaten bu ülkenin hâlinden memnun gibi. Biraz önce saydığım şeyler sanırım kimseyi rahatsız etmiyor. Rahatsız etmediği gibi faşizan rejimi destekleyici eylemlerde-eylemsizliklerde bulunuyorlar.

 

  Ülkenin entelektüel birikimine ve kültürüne değerler katmış Leman dergisi linçlenirken, linçi destekleyici ve yobaz mesajlar atan Kerem Aktürkoğlu'nun bulunduğu bir milli takımı destekleyemem. Siz unutsanız; ben unutmam.

    Merih Demiral desen bıyığından-imajından, zihniyetinden tam bir faşo.

  Sırf dünyanın ve İspanya'nın en önemli spor kulüplerinden biri olan Real Madrid futbol takımında oynuyor diye abartılan Arda Güler'in itici sümsüklüğü de ayrı bir mevzu. Kendi yaşıtı gençler protestolarda dayak yerken, gözaltına alınırken -kısaca ülkesinin refahı ve özgürlüğü için savaşırken-direnirken-cumhuriyet yıkılmasın diye çabalarken- ve saygıyı daha çok hakederken sırf futbol oynuyor diye birisine daha çok saygı duyulması normal bir durum değildir.

 

   Ayrıca Milli Takım'ı desteklediğini iddia eden kitle de bir acayip.

  Barış Alper Yılmaz, saçını sarıya boyatıp (zaten hep olan-yaptığı şey), tıpkı Ümit Davala'nın 2002 Dünya Kupası'ndaki mohawk tarzına benzer bir kesim yaptı diye şekilcilikle eleştiriliyor, toplum baskısı yiyiyor "ulan sen önce oyununu oyna saçına şekil-şukul yapacağına" diye. Toplum da yine bildiğiniz gibi yani: Farklılıkları kaldıramayan, metasal düzeyde bayağı yorumlarda bulunan bildiğiniz toplum. Peki şimdi sormak isterim niye Barış Alper Yılmaz'ın saçı bu kadar batar topluma ve saça bu kadar takılması (küfretmesi, eleştirmesi), toplumun esas şekilci olduğunun, farklı bir zihinsel düzeye geçemediğinin göstergesi değil midir?

 

  Ve Futbol Federasyonu Başkanı olan mafyatik tip. Fatih Terim'in yapıcı eleştirisini bile arkasına aldığı faşizan rejimin gücüyle, buranın sahibi biziz; benim de sahibim hükümet edasıyla kaldıramayan ve her ne kadar itici bulursanız bulun, ülke futbolu için önemli işler yapmış Fatih Terim'i tehdit edercesine söylemlere sahip olan bir federasyon başkanının himayesindeki bir milli takımı destekleyemem. Onurlu ve entelektüel kimse de desteklemez. Destekleyen varsa da problem değil. Zamanı gelince "siz sustunuz ama ben onurumla konuştum" diyeceğim. Problem değil.

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Bosh İşler

 

 Hayvanlı Bosh reklamının baskılarla kaldırılması insanların bireysel sosyal medya hesaplarından değil; Aile bakanlığının görevlendirdiği trollerden böyle bir eleştiri geldiği içindir. Yani "biz böyle düşünüyoruz (ancak çocuk doğuran annedir, onun dışında annelik olmaz), onun dışındaki görüşlere, düşüncelere ve hissiyatlara saygımız yok" diyen ve kendi düşüncesini dikte etmeye çalışan bir kurum tarafından.

  Gerici rejim hem hayvan sevgisine hem de ifade özgürlüğüne bir darbe daha vurdu böylelikle. Ama unutulmamalıdır ki gericilik kaybetmiş olmaktır, alt insanlığın göstergesidir.

  Bu durum evlatlık hissinin, ruhsal-hissel boyutunu hiçe sayıp, sevgi kavramını sadece biyolojik bir olguyla (doğum) ibaretlemekle-daraltmakla-sıkıştırmakla de-da annelik kavramına hakarettir.

  Bosch'da günümüzde birçok elektronik ürün satan marka gibi Pet alanında da ürün satmaktadır. Bu ürünlerin ilgili kitlelerine ulaşması için reklam ve tanıtım yöntemini kullanma tercihinde ve özgürlüğündedir. Bu doğal piyasa alanı hareketini kullanamayacaksa bir üretici reklam veren, talepleri ve pazarını da bilemez, strateji geliştiremez, satış da yapması zorlaşır ileriki süreçlerde. Bu reklama Rtük isimli rejim maşası ve Aile Bakanlığı isimli ciddiye alınmayacak kurum tarafından inceleme başlatılması Bosch gibi uluslararası alanda faaliyet gösteren bir markayı ve diğer nitelikli uluslararası markaları da Türkiye pazarından uzaklaştırır.

  Bosh'un kurucusu, Alman sanayici, mühendis, mucit Robert Bosh "insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim" sözüyle hatırlanır ve hatırlanmaya da devam edecektir ama Türkiye'nin başına gelen ve hükümet adı verilen bu rejim, yasaklarıyla, ayıplarıyla, hukuksuzluklarıyla ve birçok olumsuzluğuyla hatırlanacaktır.

   Robert Bosh para kaybetti mi bilmiyorum ama bu olay da gösterdi ki Türkiye bu rejimle ve mevcut kültürdeki dar bakış açısıyla daha çok kaybeder para da dâhil her alanda.

26 Mart 2026 Perşembe

Bayramların Sorumlusu ve Türk Aile Yapısı

 

“Bayramların tadı-tuzu kalmadı” veyahut “nerede o eski bayramlar”

 

  Tadı-tuzu kalmaz tabii ki de o eski bayramların. Çünkü kimi o çok sevilen, methiyeler düzülen Türk aile yapısının aslında matah bir şey olmadığının farkına varıyor; kimisi de o aile yapısının çöktüğünü görüyor ve kimse böyle şeyler olmuyor gibi davranıyor, bu durumu kimse itiraf edemiyor. Zaten bu toplumun genel davranış kültürü budur olumsuzluklar karşısında: Halının Altına Atma Modeli.

  Ayrıca gittikçe kötüleşen ekonomik ve sosyal durumlar insanların birbirine mesafelenmesini doğurdu. Bu mesafelenme iki biçimde gerçekleşiyor. İlk biçim, zaten bir yerden bir yere gitmenin yaratacağı maddi ve manevi kayıp ile alakalı. İkinci biçim ise yapılan akraba-eş-dost ziyaretlerinin birbirine üstün gelme çabasıyla örtülü bir çatışma yani -aslında- örtülü bir mesafelenme biçimiyle oluyor. Bu ikinci mesafelenme daha çatışmacı bir mesafelenme. Bu mesafelenme biçiminde akrabalar-eş-dost birbirlerini ziyaret ettiklerinde kendilerinin-çocuklarının maddi durumlarını ön plana çıkararak karşı tarafı ezmesi ve eksik-yetersiz hissettirmesi üzerine kurulu. Kimsenin hislerden bahsettiği olmuyor bu düzeyde-biçimde. Bu mesafelenme biçimi metasal düzeyde ve sığ ilişkilenme durumlarında "altta kalan taraf" için(!) bayramdan bayrama; misafirlikten misafirliğe süreklilik arz edince de ilk mesafelenme biçimine de dönüşebiliyor; yani çatışma yerine iletişimsizliğe. Bu mesafelenme biçimini ilk fark eden ise genelde -gelenekselciliğe kopuk ve karşı olması bakımından da bir nev-i- gençler oluyor. Sadece gençler değil; kimse devamlı yargılanacağı, üstten bakılacağı, kötü hissedeceği bir ortamda bulunmak istemez. Böyle olunca da yavaş yavaş “ben gelmiyim”ler, “evde kalayım”lar başlıyor. Aslında kendini bu ilişkilenememe, diyalog adı altında baskılama yönteminden kurtaranlar onlar oluyor eğer ebeveynleri misafirliğe gittiği evin genci üzerinden komplekse sokulmamış ve girmemiş ise. Çünkü ebeveynlerin eve dönüşte evin gencinin başının etini yeme ihtimali var.

  Aslında makro olaylar ve mikro düzeyler arasındaki doğal ilişkinin de doğal yansımalarından biridir bu bayramlaşma-bayramlaşamama durumu.

  Tabi bu çatışma durumunun bayramlarda ortaya çıkmasında yakınlık, ailevi şeylerin ortaya dökülmesi ve geçmişin bahsinin açılması da etkilidir. “Bayramlar küsleri barıştırır” denir ama bu tam tersine bir şekilde de işleyebilir. Bayram ziyaretlerinde akrabalar arasında geçmişin yaşanmışlıkları bahis olunca, kırgınlıklar, kızgınlıklar, kıskançlıklar da gün yüzüne tekrar çıkar. Bu konuda hiçbir istatistik veri yok ama bayramlarda aile arasında çıkan kavgaların sertliği daha büyüktür.

  Esasen günümüzde tüm olumsuz şartlara karşı kenetlenilmesi, maddi-manevi zararlara karşı mücadele edilmesi gerekirken ailede, koruyuculuk işlevini yitirdi. Aile işlevini yitirince toplum da çöktü. Bu yüzden -yine tekrarlıyorum- kimse “nerede eski bayramlar” demesin.

22 Mart 2026 Pazar

One Battle After Another Üstüne Kısa Notlar veya Sağ Faşizanlığa Tokat

 



-Günümüzdeki Amerikan Sağı, Nazilerin farklı bir varyasyonudur. 


-Amerikan Sağı (dolayısıyla dünya sağı) psikozlu, kafayı yemişlerin, sapıkların, organize suç örgütlerinin kalkanıdır aslında. 


-Sağcılar, insanların hayatına karışmaya meraklıdır.


-Sağcılar, herkesi şekilci olarak gördükleri için şekilcidirler. 


-Sean Penn'in karakterinin yürüyüşü ve Amerikan Emperyalizminin yarattığı güç algısı(!)


-Günümüzde başarı (güç), statü atlamayla ilişkilendiriliyor. Bu zavallılığın kanıtıdır oysaki.

7 Mart 2026 Cumartesi

İnşâ ettiğimiz kişisel kültürler daha değerli ve anlamlıdır geçmişten gelen ve mevcut kültürlere nazaran
Yakın coğrafyaların farketmediği durumlar da var
Mesela;
Bana kaldığı için “sana mı kalmış” şeklinde konuşurlar, bana
“Bazen” kimin için “bazen”?
Genel için olduğu kesin
Benim için kullanılsaydı anlamı, o zaman 
Bazen 
Olurdu
Şimdi ise "Hiçbir Zaman" 
Penguene gerek yok ben varken 
Yenilgiyi kabul etmişlere, toplum denir
Niye topluluk hâlinde olduklarının da göstergesi bu 
Aslında çok şanslıyız Türkiye Tarihi'nin en rezil döneminin tanıkları olduğumuzdan
Hiçlik bir şeydir 
Bir şey olmaya çalışmak onlar açısından bakarsak hiçlik
Behemoth konseri yasaklatan her etmenin ve sistemin düşmanıyım
Korkun benden
Benim şahsi kültürüme saygı göstermeyen kültüre saygım yok
Yasaklarınız da benim varoluşsal değerlerimle bağdaşmıyor

Çağın vebâsı bu
Yobazite
"Yobazlar yenilecek
Hem de ağır bir şekilde
Özgürlük kazanacak
Hem de tüm ağırlığıyla" 
Dememe gerek yok
Çünkü yobaz olmak zaten kaybetmiş olmaktır
Bu yüzden kuduz gibi saldırırlar her yana
Şekilcidir yobazlar, kendinden olmayanları şekilci olarak gördüklerinden

Bu dünyada yaşıyorsak hiçbir mevzu bizi aşmaz 
Ama “bu mevzular bizi aşar” diyebileceklere kucak açar sistem
Ben ise terör örgütünün devletin başında olduğunu görüyorum
Gören, anlayan ve de korkmayan azınlıktanım
Erdemsiz olanlar “emir kulu” kulbuyla dolaşırken







5 Mart 2026 Perşembe

Yusuf ve Trolleri

 Yusuf Tekin, Millî Eğitim Bakanlığı'nın bütçesinin önemli bir kısmını trollere harcıyor olsa gerek. Sosyal Medya'da tek gönderisi olan, 0 takipçili, eleştirilere laf yetiştiren yobaz popülasyonundan belli. Akıllı-mantıklı ve çağdaş birinin bu Yusuf'u desteklemesi mümkün değil. Yusuf Tekin'in Millî Eğitim Bakanı olduğu bir sistemi destekleyen çocuğunu sevmiyordur zaten. Kim, kendi yurtlarında çocuklara tecavüz eden tarikatlar tarafından ele geçirilmiş eğitim sisteminin başındaki birini sevsin ki? 

 Bu mevcut sistemde öğrencilerin ve öğretmenlerin başına her şey gelir -geliyor da-. Bu Yusuf, trollere para aktardığı için devlet bütçesine de zarar veriyor. Okullara hizmet temin edeceği (bkz. Sabun Skandalı) parayı ona buna küfretsin diye trollere aktarması şahsi çıkarı için devleti soymaktır, Yüce Dîvan'da yargılatacak bir suçtur. Zaten görev verildiği ilk günden beri laikliğe düşman ve şeriat yanlısı cümleler kuran biri, bir Cumhuriyet yönetimi olan Türkiye için tehdittir. Cumhuriyet için tehdit oluşturan birine görev verenler de Yüce Dîvanlıktır. 

11 Şubat 2026 Çarşamba

Konsere Dokunan Kanserli Hücreler

   İstanbul'da gerçekleşecek olan Behemoth ve Slaughter to Prevail konserini iptal-gasp (gasp da bu arada bir devlet geleneğine dönüştü) eden kaymakamlığın kullandığı “toplumun değerlerine uymuyor-bağdaşmıyor” ifadeleri doğru. Çürümüş, âvam, biatçı toplumun değerleri kadar iğrenç değil çünkü bu organizasyonlar. Hatta toplumun değerleri yanında fazla entelektüel ve çağdaş kalır. "Masum kalır" dememe ise gerek yok herhalde?

  Yobaz-gerici kişilerin istekleri bahane edilerek konser iptal etmek nedir! (Soru işareti yok; ünlem var) Hangi yobaz Behemoth'tan, Slaughter to Prevail'den bir haber? Bu grupların isimlerinin telaffuzunu geç; söylemeye üşenecek kadar aciz ve cahil bir kitleden bahsediyoruz nitekim. Bu kadar evrimleşememiş-evrimleşmemiş insanların lafları ve istekleri mi kâle alınıyor yani. (Soru işareti yok nokta var bu sefer-de)

  Durum böyle “Yeni (Yobaz) Türkiye"de ama. Konsere dokunacak kanserli hücreleri bu mevcut kültür yarattı. Ve artık metastaz. 

  Önemli olan toplumun ortak kültürü değil bireylerin şahsi kültürüdür muâsır toplumlarda. Şahsi kültürlere saygı göstermeyen hatta saldıran, kendi girdikleri boyundurluklara, kültür diye kandıkları zırvalıklara saygı beklemesin. Bu insanın doğasında vardır. Etki-tepki. 

  Madem faşizan bir ortam içindeyiz, son sürat lanet şeriat kanunları provaları yapılıyor, herkes götünden toplumsal değer yaratıyor-dayatıyor-, o halde Mustafa Ceceli ve Sinan Akçıl konserleri de yasaklansın. Yalaka olmak, göt yalayıcı olmak “toplumsal değer” mi? 

  Ayrıca her şey toplumsal değere uygun mu olmak zorunda. (Yine soru işareti yok pek tabii). Bu yasaklanan gruplar death metal, black metal yapıyor. Bu türler toplumsal değerlere, normlara, dayatmalara karşı olunduğu için yapılır zaten. Sanat uyumlu değil, uyumsuzdur ve medeniyetler uyum göstererek inşaa edilmez. 

2 Ocak 2026 Cuma

2025 Berbat Bir Yıl(dı)

 

2025 çok boktan bir sene
2025, eli silah tutanların serbest -sokaklarda rahatça gezdiği-; eli pankart tutanların ise tutuklu ve yargılandığı bir sene
Bu hep böyleydi ama bu ülkede
Düzgün ve mütevazi yaşayanlar her zaman ezildi; terbiyesiz, rahatsızlık veren, hukuksuzluk yapan, kısaca olumsuzluk saçan herkes hep el üstünde tutuldu, tutulmuş
Buranın kültürü bu
Ortadoğu
Bizim gibilere yer yok bu topraklarda
Daha kötüsünü bildiğimiz için bazı normal anları iyi zannederiz sadece



2025 berbat bir yıl(dı)
Onurlu olanlar çoktan yıldı
Billboardlar siyasal İslamcılar tarafından gasp edildi
Bir geleneği sürdürdüler aslına bakarsak
“Bir daha asla” dedirtecek durumun içerisindeyiz
Hastalıklardan iğrenmesek, evrimin şu anki sürecine gelemezdik

 


2025 berbat bir yıl(dı)
Sahur sonrası içilmiş sigara gibi kokan
Salata ile karışmış
Ses çıkarmayı başkalarından bekleyen sessizlerin sessizliği kokan
 


Bir şeyin bokunu çıkarma sırası BubbleTea'deydi 2025’te
Çok iyi dans eden şişkoya daha da şaşıracak kadar aptallaştı insanlar zaten aptalken
Kendini satmışlara “akıllı” dendi
Cuma ve Cumartesi akşamlarının tadı zaten kaçıktı
2025’te de devam edecekti bu kaçıklık
 


Suyu ısındı bazı insanların 2025’te
Akılları anca başlarına vardı
Ama yine de azınlıklardı
Benim suyum ise hep kaynayık
Üstünüze dökülecek
Ilımanlık iklim dışı
 


İroni yıkıldı
Kalmadı
Gelecekte çocuklarınız-torunlarınız yüzünüze tükürecek “tüm bu olanlara nasıl izin verdiniz” diye
Tıpkı benim şimdi yaptığım gibi
2025'in berbatlığına orta parmak çektiğim gibi
 


Sanki Türkiye, Mor ve Ötesi devamlı şarkı yapsın gibi 2025’te
Özlüyorum Sagopa Kajmer'in diktatör eli tutmadığı dönemleri
Önce delirtin
Sonra “Deli” deyin, “delilik” gibi bir şeyin olmadığından bihaber
 


Yargılayanlar, yargılanacaklarını bildiklerinden daha da çok yargıladılar, yargılanmaması gerekenleri
Herkesin sözde laik ve Atatürkçü olduğu daha da belirginleşti 2025'te
“Ses çıkarmaz isem başım yanmaz” diyenler, gelecekte başlarının yanacaklarını tahmin edemedi, tıpkı daha önceki ses çıkarmayanlar gibi
Suçsuz olanlar, suçsuz oldukları için suçlu atfedildi
 


Günümüzde -yani 2025’te- yaşasaydı Atatürk; ona bile “sen mi kurtaracaksın memleketi, sana mı kaldı” derlerdi, kurtardıkları
Rezil bir hayat yaşar iken
Rezil olmuş iken
 


Ben yeterli ve etkili bir şeyler yapamadığım için rahatsız olurken, birçok kişi körlüğünü dahi kabul etmedi 2025’te
İnsanlardan tiksinmemi tasdikledi 2025
 


Çözüm çok basitti ve uygulanmadı 2025’te
Onun yerine mal mal susmayı tercih etti çoğunluk
Sorsan hepsi yakınır, hiçbiri mutlu ve memnun değildi ama
Bu suskunlar ve tepkisizler, bu rezil dönemi yaratanlar esasen
 


2025 berbat bir yıl(dı)
Cahille sohbeti kessek de cahil bize bulaşmaya devam etti
Susarsam sistem bize dokunmaz yanılgısı içerisinde olanlar belirginleşti
Sistemin kendilerine çoktan dokunduğundan bi haberlerdi
Sıralarını beklesinlerdi o halde
 


Sözlerin doğruluğu, açılan soruşturmalardan teyit edilebilirdi 2025'te
Faşizm 1.a tablosunu ezberledik öyle bir niyetimiz yokken
Hadsizler, yetkinlerin ayağına dolanmaya devam etti
 


Defolu(p) gitmeyenler def edilmediği için yandı her yer ve insanlar
Herkes kendi kapısının önünde dirense ülke temiz kalırdı
Aydın bile yobaz oldu
 


2025 berbat bir yıldı
İstenmeyenler kendini dayattı
Rejimin kendisinden çok etliye-sütlüye bulaşmayayım diye takılanlar kanser etti
Depremler sallasa da halk depremleri sallamadı, palalılar ve paralı rejim askerleri öğrencileri öldürme teşebbüsünde bulunurken
 


2025 berbat bir yıldı
Gelecekte kendi haklarında oluşturulacak iddianamelerin ufak bir kısmını kendi elemanlarına yazdırdı rejim
İçerikteki isimleri değiştirerek