22 Nisan 2025 Salı

Mavi Orduculuk

   Bir süredir (yıllardır) güvenlik güçleri “emir kulluğu” piyesi sergilemekte ülkede. Protesto-eylem yapmak, hak aramak beraberinde dayak yeme ve hapse tıkılma riskini de getiriyor. Bunun normal olmayışı da unutturulmaya, gösterilmemeye, bahsedilmemeye çalışılıyor, “emir kullarına”, emri verenler tarafından.

 Birçok okul-üniversite protestolarında güvenliğin de artık “Mavi Orduculuk” oynadığını görüyorum. Eylem yapan gençlerin üzerine yürüyorlar, tartaklıyorlar, “kes sesini” falan gibi cümleler kuruyorlar, bu eylemlerin aslında ne yapıp-yapamayacağını, ne söyleyip-söyleyemeyeceğini direten baskıcı rejim ve kültüre karşı olunduğunu idrak edememiş bir halde. Üzerine yürüdükleri, tartakladıkları, bağırdıkları gençlerin onun da çocuğu daha iyi bir gelecekte yaşasın diye, daha iyi çalışma koşulları olsun, hakettikleri ücretleri alsın diye uğraştığının-direndiğinin farkında değil güvenlikler. Evcilik gibi “emir kulluğu” oynama modası-merakı var şimdilerde ve bu virüs gibi sirayet ediyor kumaşında faşizanlık bulunanlara. Bu sadece diktatoryal rejimin değil; kültürün de değişmesi gerektiğinin bir göstergesidir. Her gün birilerinin parmak sallaması mevcut kültürün olmazsa olmazı haline geldiği için de bir yandan bu gençlerin ve genç kalanların öfkesi.


  Bir de polisin hayali yasak çıkarma âdeti başladı. Bir şeyler hoşuna gitmediği için protesto ve gösteri yapanların söylemleri üzerine -sırf hoşlarına gitmedi ve “emir kulu” oldukları için- hoparlör ile “kapayın çenenizi” minvalinde anons yapıyorlar, var olmayan bir şeyi (hiçbir yerde yazmayan-kanun olmayan) “suç” diye lanse ediyorlar. Esas suç budur. Yani, yanıltıcı bilgi vermek ve bunun üzerinden tehdit etmek. Gerçi bu Mavi Ordu'yu oluşturanların da tam olarak amacı bu. Tıpkı Hitler'in Kahverengi Gömlekliler ve ardından yarattığı Siyah Gömlekliler'i gibi.

14 Nisan 2025 Pazartesi

Futbol ve Üç Maymunlar

   Klişe olacak ama yıllardır söylendiği gibi “futbol halkların afyonudur”

   Ve ekleyeyim:

  ... özellikle de üçüncü ve daha altı dünya ülkelerinin.


  Bugüne kadar Türkiye'de hiçbir meşhur futbol kulübünün ve futbolcunun toplumun gerçekliğini algıladığını ya da bu yönde cümleler kurduğunu görmedim. Milyonlarca insan arasından mikrofon uzatılma imkanına erişeceksin ve kurduğun cümleler "önümüzdeki maçlara bakacağız, hakem şöyleydi-böyleydi" v.b şeyler olacak. Futbol kulüpleri ve futbolcular sistemin dişlisidir. Maalesef burdan bir Socrates, bir Cantona çıkmaz. Buradan, kadınların nasıl doğum yapacağını dikte eden pankart taşıyanlar çıkar anca.

 Ülkenin büyükleri olarak anılan kulüpler ise aslında ne kadar aciz, zavallı ve küçük olduklarını gösterdi tüm bu son dönemde yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler, hakların ve özgürlüklerin gasp edilmesi, faşizanlık v.b. olumsuzluklar karşısında hiçbir şey olmuyormuş gibi davranarak. 

  Sadece son dönem değil; geçmişte de üç maymunu oynuyordu bu kulüpler. Şimdilik “bana dokunmayan bin yaşasıncılık, aman ağzımızın tadı kaçmasıncılık” oynaya dursun bu kulüpler ama önlerinde aslında büyük bir tehlike var. Avrupa ve diğer uluslararası müsabakalardan men edilme tehlikesi. Yarın-öbür gün tıpkı Rusya'ya yapıldığı gibi bir yaptırım uygulanırsa Türk kulüplerine de şaşırmam. Çünkü ülkede yaşanan-uygulanan rejim dışarıdan da görülüyor ve bu rejim endüstriyelleşen futbol için bir defo yaratır. Özellikle de insan hakları konusunda Avrupa'nın tutumu ve tarzı belli iken. Gerçi dışarıdan nasıl göründüğünden ziyade bizim içeriden nasıl gördüğümüz daha mühim. Ve gözüken şey tam bir rezalet.

8 Nisan 2025 Salı

Tüm Olanlar ve İki, Bilemedin Üç Kelam veya ACABa Neden Öfkeliyiz

  İllegal işler yaptığını iddia eden (hırsızlık, gasp, uyuşturucu, yaralama...), âvam, cinsiyetçi dilli, devamlı polisle başının dertte olduğunu, polisten kaçtıklarını anlatan şarkı sözlerine sahip dızo rapçilerin (daha doğrusu yaptıkları şeyin "rap" olduğunu söylüyorlar) aslında bu bozuk sistemin parçası olduğu, bu son yaşanan olaylarla (protestolar, hakların gasp edilmesi, faşizmin kırbacı, ...) yine belirginleşti. Polisten kimin kaçtığını, kimin sesinin çıktığını gördük; üstelik hiçbir suç işlemeden, illegal işe bulaşmadan. Şimdi ise bazı zavallılar haklarını arayan, hoşuna gitmeyen şeyleri protesto edenleri "gaza gelmeyin, edebinizle oturun" ve "kimsenin maşası" olmayın" diyerek, parmaklarını sallıyorlar. Anlayamıyorlar tüm bu olanları. Zaten sokakta protesto yapan o insanlar her gün kendilerine sallanan baskıcı parmaklardan sıkıldıkları-usandıkları için seslerini yükseltiyorlar, devamlı birilerinin arkasına saklanarak yükselenlerden, başkasının ağzına bakarak hareket edenlerden değiller; bireyler. Kendi fikirleri ve sözleri var, onları "maşa" olarak suçlayanların aksine. 

  Bir de "bunlar nasıl öğrenci, kaç yaşında insanlar, böyle öğrenci mi olur" diye çaçaronluk yapanlar var. Bir kere öğrenciliğin yaşı olmaz. Ayrıca protestoyu sadece öğrenciler yapmaz; onurlu, erdemli, haklarını geri isteyen herkes eylemde bulunabilir. 

  Tabii ki bu saçma-sapan eleştirilerde bulunanların birçoğu da sosyal medyadaki yavşak troller. Görüyorum, hep bu trollere cevap vermeye çalışanlar var. Aslında hiç kendiniz yormayın. Direkt bunları şikayet edin ve engelleyin. Hem enerjinizi boşa harcamamış hem de moralinizi dinç tutmuş olursunuz.

   Bir de demokratik haklarını sergileyen ve bu yüzden tutuklananlar için "devlet BABA büyüklüğünü göstersin, içerdekileri serbest bırakarak" diyenler var. Bu yanlış. Ortada gösterilecek bir büyüklük yok zaten ortada bir suç yokken. Bu lütuflu tavrı talep edenler bu protestoların neden olduğunu tam anlayamamışlar. Sokaktaki insanlar artık BABA figürü istemediklerinden, baskıcı unsurlardan ve lütuflu tanrıcılık rollerinden bezdikleri için tavırlarını orta koydular esasen. Af talep etmek, "biz suçluyuz, bu seferlik hor görün" demektir aslında. "Ölüm yerine sıtmaya râzı gelmecilik" davranış biçimi yıllardır yeterince zarar verdi zaten. Bu hastalıklı alışkanlık artık terk edilmelidir.


  İşte bu yukarıdaki kısa kelamlar, mutlu, huzurlu, adaletli, özgürlükçü bir hayat sürebilme isteğinin dışa vurumudur özünde ve bunlar çok da mütevazi isteklerdir.

4 Nisan 2025 Cuma

...

Bana “depresif” diyenleri bile depresif yaptı ülke

Ama yine tam anlayamazlar beni

Sızlanmanın da isyanın da felsefi yönü vardır

İsyan etmeyen insanlığa, isyanım

Ortak payda yok, pay var

İnsanlar artık kolay ve duygusuz olanı seçti

Beraber -yolun başında- bir şeyleri inşaa etmek varken; bir şeyler tek başına inşaa edildikten sonra ortak payda buluşuluyor

Gerçi bunlar benim için geçerli değil

Ben hep siklenmeyen taraftayım



Her şey içi boş, anlamsız ve hissiyatsız geliyor

Çünkü siz değiştirilen kültüre ayak uydurdunuz

Çalıştığınız işten kovulurum korkusuyla, çevrenizden dışlanırım endişesiyle; kısaca göt korkusuyla ağzınızı bantladınız

Zavallıca bir hayat olsa gerek (soru işareti yok)

Ve konu sadece futbol olunca şakıyan punklarımız var



Kimsenin, kimsenin çocuğunu dövmeye ve korkutmaya hakkı yoktu

Kimsenin, kimseye bok gibi bir bayram yaşatmaya hakkı yoktu

Ama hak gördüler bunları kendilerinde

Büyük bir mutsuzluğun içine doğduk

Hergün parmak sallamadan yapamayanların içine

Aslında bu dünyada onların işi ne, bizi kolay yoldan entelektüel yapmaktan başka?